erkan

Posts Tagged ‘Contributors’

Cengiz Aktar: Devlet dini… AB ilişkileri…

In Uncategorized on December 6, 2013 at 15:01

Devlet dini

Kavgada belirleyici olan 2004’teki MGK kararının uygulanıp uygulanmaması değil, AKP’nin askeriyeyle iyi geçinerek devletleşmeye olan hevesi. Kendi temsil ettiği “devlet dininin” dışında kalan sivil cemaatlerin meşruiyeti kendisi (ve devlet) için sorunlu. Kemalist bir kurum olan Diyanet’e nasıl itibar ettiğine bakmak kâfi. Ama devlet ve askeriyeyle şeytanî ittifaklar yapılamayacağının ispatı yine tam o aralar hazırlanan hükümet karşıtı darbe planları ve partiyi kapatma teşebbüsü. Askersizleşme, tekrarlayalım, yarım yamalak olmaz. Demokratlarla birlikte bu gerçeği en çok Hizmet dile getirmedi mi?

 

Zamanı geri sarmaya çalışanlar

Rusya’nın yeni demir perdesi, tekrardan tesis etmek istediği sulta Ukrayna’da koca bir trajikomediye dönüştü. Kiev’de Avromaydan’da toplanan halk artık BaşkanYanukoviç’in, Rusya’nın şantajı sonunda imzalamaktan vazgeçtiği AB anlaşmalarının da ötesinde, gitmesini istiyor. Olan biten AB’nin zaafını değil Ukrayna halkı için ne denli değerli olduğunu gösteriyor. Hani Ankara’nın çoktan cenaze namazını kıldığı şu AB’nin…

AB ilişkileri

Hükümet Avrasya, Ortadoğu, Afrika’yı dolaşıp unuttuğu AB’ye geri geliyor. Vize kolaylığı konusunda hafta içi varılan mutabakatın özü, vize müzakerelerinin başlaması için bugüne kadar geri kâbul anlaşmasında ayak direyen Ankara’nın inadından vazgeçmiş olmasıdır.

İklim kâbusu

Ömer Madra üşenmemiş Açık Radyo’nun kasım ayı bültenini günlük felâketler kroniği olarak derlemiş. “Dante’nin İlahi Komedya’sına Nazire – Tek Bir Ayın İklim, Felâketler ve Mücadeleler Tarihçesi” adını verdiği tüyler ürpertici güncel arkeolojik çalışmayı okumanızı ve hâlâ etrafınızda meselenin vahametinden şüphe duyan varsa onlarla paylaşmanızı hararetle tavsiye ederim. www.acikradyo.com.tr
Şeffaflık sıralaması

İlk yılsonu raporu Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nden geldi. İncelenen 175 ülkenin %69’u kritik seviye olan 50’nin altında. Bu, ciddî yolsuzluk şaibesi var anlamını taşıyor. Türkiye geçen yıl 49, bu yıl da tam 50’de. Yani arafta. Türkiye’de görüşülenlerin 55%’i son iki yılda yolsuzluğun arttığını düşünüyor; %21’i anketteki sekiz sektörün en az birinde rüşvet verdiğini ifade ediyor. Yolsuzluğa en fazla karışan kurumlar sıralamasında siyasî partileri medya ve meclis izliyor. www.transparency.org/gcb2013/report
Cenevre Anlaşması – Tahran Protokolü

Dışişleri Bakanı, BM’nin beş daimî üyesi ve Almanya’nın İran ile Cenevre’de vardığı nükleer mutabakatın yolunu 2010’da Brezilya ile Türkiye’nin kotardığı ölü doğmuş Tahran Protokolü açtı diyor. AKP muhibbi gazeteler de bu iddiayı olduğu gibi kâbul ediyor. Protokolde ne uranyum zenginleştirme işinin gerçek bir denetimi vardı, ne de Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu ile işbirliği. Kaldı ki mezkûr protokolden önce 2009’da benzer bir pazarlık ABD ile İran arasında dolaylı cereyan etmiş ve sonuç vermemişti. Biraz tevazu ve ciddiyet…

Çanakkale Savaşları

Mâlum, devlet şevkle 2015’te Çanakkale Muharebesi’nin 100. yılını hazırlıyor. En son, şehrin iskele meydanında “Çanakkale Valiliği 2015 Koordinasyon Merkezi” kuruldu. Sıra Çanakkale Savaşları Müzesi’nde. Çanakkale memleketin ihtimalen kişi başına en çok müze düşen şehri. Çanakkale Şehitlik Abidesi Savaş Eserleri Müzesi, Çanakkale Boğaz Komutanlığı Deniz Müzesi, bi dolu sanal müze ve yurdu dolaşan Gezici Çanakkale Müzesi. Tema hep ama hep savaş.  Lâkin belli ki yetmemiş.

Joseph Pulitzer

Efsanevî Macar asıllı Amerikalı gazeteci: “Okunmak için kısa yaz, anlaşılmak için berrak yaz, akılda kalmak için renkli yaz.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

Cengiz Aktar: Peki, o sandık demokratik mi?

In Uncategorized on December 3, 2013 at 10:51

Peki, o sandık demokratik mi?

 

 
thumb|The PNG source of this image Results of ... thumb|The PNG source of this image Results of the 2009 local election in Turkey. AKP yellow, CHP red, MHP dark red, Other parties in purple, DTP in green, SP in black, DSP in light blue, BBP in dark blue, Independent candidates in gray. This image is based upon, and is a vector replacement for Image:Yerel seçim 2009.png by QuartierLatin1968. (Photo credit: Wikipedia)

Sandığa dört ay kaldı. İktidarın sandığın sonuçlarından ibaret demokrasi anlayışı mâlum. Bir kere kazandın mı bir sonraki seçime kadar sınırsız bir icraat hakkın doğuyor. Meşruiyetini de seni seçen çoğunluktan aldığından bir sonraki seçime kadar verilecek hesabın da yok. Bugün, varolan bütün denge ve denetleme sistemlerinin AKP iktidarı boyunca kadükleşmesinin nedeni bu “hesabı sandıkta veririz” mantığıdır.

 

Şimdi, bu kavruk ve çağdışı demokrasi anlayışına temsiliyet babında bir kredi açalım. Farz edelim ki gelecek seçimlerde iktidara oy verecek olan kitlenin tercihi özgür iradesiyle tecelli ediyor. Ancak bu varsayımın doğru olabilmesi için asgarî koşulların yerine gelmesi gerekiyor.   Dolayısıyla soru şu: sandığa giden yol ne kadar demokratik? Asgarî koşullar arasında en başta siyasî partilerin şeffaf işleyişi, seçim sistemi ve temsil adaleti var. Kamuoyunun tartıştığı, nisbeten iyi bilinen bu koşullar fevkalade sorunlu.

 

Mevcut partilerin gayridemokratik yapıları, aday belirleme süreçlerini parti patronlarının paşa keyfine terk etmiş durumda. Bunun sonucu olarak ister merkezî ister mahallî seçimler olsun, adayların temsiliyeti son derece yetersiz. Misalen önümüzdeki ilk seçimde sandık yerel seçim için bile değil…

 

Böylesine gayridemokratik bir aday belirleme sonucunda seçmenin önüne çıkan aday, liste usulü nisbî temsil seçim sistemi sayesinde seçmenin iradesinden azade. Demokrasi fukarası tabloyu temsil adaletsizliği tamamlıyor. Baraj üzerine söylenecek söz dahi kalmadı.

 

Sandığın kararını derinden etkileyen bu sorunlu seçim sistematiğine AKP iktidarı boyunca iki önemli husus daha eklemlendi. Tarafsız haber alma ve bilgilenme zaafı ile Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları.

 

AKP iktidarından önce de haber ve bilgi akışında her zaman zafiyet mevcuttu ancak basının bağımlılığı artık had safhada. Böylesine sakat bir enformasyon ortamında özgür seçmen iradesinden bahsedilemez.   

 

Kasım sonunda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Stockholm’de şeffaflık ve basın özgürlüğüyle barış ve istikrar arasındaki ilişkiyi masaya yatırdı. AGİT Medya Özgürlüğü Temsilcisi Dunja Mijatoviç ile Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EJF) eski Başkanı Arne König Türkiye’den bahsettiler. Mijatoviç hapisteki 64 gazetecinin durumunu hükümetle görüştüklerinde bir kez daha bu gazetecilerin terör suçu işledikleri cevabını aldıklarını hatırlatmış. Şu tesbiti değerli: “Toplumda çoğunluk eğer ifade özgürlüğünü bilmiyorsa terörle mücadele kanunlarının gazetecilere karşı kullanılması normal olarak görülüyor. Gazetecileri terörist olarak damgalayanlar bizleri kandıramazlar.Medya seçimler ve demokrasi için de çok önemli işlevler görmektedir.

 

New York merkezli Gazetecileri Koruma Komitesi CPJ’nin 2013 raporu yayımlanmak üzere.  Geçen yıl Türkiye 49 gazeteciyle listede İran’ın ardından ikinci gelmişti. CPJ Yönetim Kurulu Başkanı Sandra Mims Rowe bu yılda Türkiye’nin başa güreşeceğinden emin.   
 

Ve YSK meselesi. Sabah’ın haberine göre YSK başkanı Sadi Güven “Aday olacak bakanların durumunu da tartıştık. Oy birliğiyle bakanlıktan istifa etmelerine gerek olmadığı yönünde ilke kararına varıldı” demiş. Şimdi aday-bakanlarımızdan ellerindeki iktidarı ve imkânları seçimde kat’iyen kullanmayacaklarını bekleyeceğiz. Öyle mi?

Aynı YSK geçenlerde kendilerine Adalet Bakanlığı tarafından iletilen, seçmen sayısı ile ilgili bir CHP milletvekilinin soru önergesini geri çevirdi. Gerekçe şu: “seçmen sayısı, seçimlerde basılan oy pusulası ile kullanılan oy pusulası sayısı” gibi bilgileri “kurulun yargısal niteliği nedeniyle milletvekillerinin yazılı soru önergelerine yanıt verilemeyeceği”!

 

 

Sandığa giden yol ne kadar demokratik diye sormuştuk. 

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor…

Enhanced by Zemanta

Cengiz Aktar: Yeni Demir Perde..Venedik Komisyonu …

In Uncategorized on November 29, 2013 at 11:16

Yeni Demir Perde

Şu sırada AB dönem başkanı Litvanya’nın başkenti Vilnius’ta çok tatsız bir toplantı gerçekleşiyor. Hesapta AB’nin Doğu Ortaklığı politikası çerçevesinde dört eski Sovyet ülkesi Ermenistan, Gürcistan, Moldovya ve Ukrayna’nın AB ile önümüzdeki dönemde ilişkilerini belirleyecek olan anlaşmalar imzalanacaktı. Derin ve Kapsamlı Serbest Ticaret Anlaşmaları ilişkilerin temelini oluşturuyordu. 2008 Gürcistan işgalinden bu yana 19. yüzyıllı kaba kuvvet siyasetine rücu etmiş bulunan Rusya aylardır dört ülkeye AB ile anlaşma imzalamamaları için şantaj yapıyor. AB’ye karşılık teklif ettiği ise Avrupa’nın son komünist ülkesi Belarus, Kazakistan ve kendisinden oluşan ve silah ile fosil yakıttan ibaret güdük bir serbest ticaret alanı ile ortak hava savunma sahası!

 

Perşembe akşam itibariyle Ermenistan ve Ukrayna şantaja boyun eğmiş, Gürcistan ve Moldovya ise hâlâ direniyordu. Rusya’nın son olarak, bu iki ülkeye uyguladığı şarap ve maden suyu boykotuna rağmen! Önce Ermenistan’da şimdi ise Ukrayna’da hükümetlerin Rus şantajına boyun eğmesi kitlesel tepkilere yol açtı. Arkası illâki gelecektir. Ne talihsiz tesadüftür ki Ukrayna Avrupa kıtasında detantı gerçekleştiren AGİT’in bu yılki dönem başkanı.

 

Bunları, gelecekleri Putin’in iki dudağı arasında olan dört ülke halkının makûs talihini hatırlatmak babında yazmıyorum sadece. Ankara’nın kiminle yakın dostluk ve stratejik ortaklık peşinde olduğunu da hatırlatmak için yazıyorum.   

 

 

Venedik Komisyonu 
Tüsiad ve İstanbul Politikalar Merkezi çarşamba günü meclisin rafa kaldırdığı ve muhtemelen 2015 sonrasına ertelenen anayasayı masaya yatırdı. Politikacıların beceriksizliğine rağmen memleketin anayasa ihtiyacı su götürmez. Ne kadar konuşulsa o kadar hayırlı.

 

Demir Perde’nin açılması sonrasında Avrupa’nın doğusunda ortaya çıkan fiilî duruma acil çareler bulmak gerektiğinde bütün Avrupalı kurumlar kolları sıvamıştı. Avrupa Konseyi (AK) ile Avrupa Birliği’nin başını çektiği çalışmaların amaçlarından biri bu ülkelere Batı normlarında demokrasiye ulaşmaları için teknik destek vermekti. AK bünyesindeki Venedik Komisyonu işte bu çerçevede, Türkiye’nin de dâhil olduğu 18 üye devlet tarafından mayıs 1990’da kuruldu. Tam adıyla “Hukuk yoluyla demokrasi için Avrupa komisyonu”.

 

Türkiye o vakitler kendini komünist doğu Avrupalılardan çook üstün gördüğü için ne Komisyona ne de Avrupa Konseyi’nin diğer teknik destek mekanizmalarına tenezzül etmişti.Bugün bütün doğu Avrupa ülkeleri bizimkinden kat be kat demokratik anayasalara sahipler. Bizim halimiz ise ortada…

 

 
Vicdana çağrı

Hapiste 162’si ağır olmak üzere 544 hasta mahkûm var. Adli Tıp Kurumu’nun “cezaevinde kalamaz” raporlarına rağmen envai çeşit bürokratik ve yasal engel dolayısıyla salıverilemiyorlar.

 

 

Squatting

Temmuzda yazdım: “Kavram buralara yabancı. Zengin memleketlerde gözden düşmüş mahallelerde evsizlerin boş konutlara başlarını sokmalarını tarif eder. Âdetin yaygınlaşması yakındır. Radikal’de Ahmet Turan Köksal’ın verdiği bilgilere göre İstanbul’da 2.5 milyona yakın konut var, yaklaşık 350.000’i boş! Yetmemiş ki 300.000 yeni konut daha yapılıyor. 2023’e kadar tahminler 5.2 milyon konut. Eh artık evsizler -ki sayıları bu gidişle çoğalacaktır, evlerden ev beğenecek…” derken bizim Işıl Cinmen Habertürk’te ilk pasifik işgali bulup yazmışhttp://m.haberturk.com/yasam/haber/896453-don-kisot-kadikoyu-isgal-etti

 

 
Aklınızda olsun
Bugün Dünya Hiçbir Şey Satın Almama Günü!

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor… 

Alternatif “Gezi Raporu” İstatistikleri

In Uncategorized on November 25, 2013 at 21:56
Bugün haberlere geçen Emniyet’in Gezi raporundan ilham alan bir arkadaşımız da bir takım istatistikler sıralıyor:

1. Ermenileri, Kürtleri katledenlerin, Süryanileri, Rumları, Yahudileri sürgün edenlerin yüzde 99’u Türk ve Sünni

2. Faili meçhullerin azmettiricilerinin ve planlayicilarinin %97’si Türk ve Sünni

3. Namus cinayeti işleyenlerin % 68’i Türk ve sünni

4. Çocuk gelinlerle rızası dışında evlenenlerin yüzde 95’i Türk ve Sünni

5. Kadın cinskirimi yapanlara hukuki ve adli süreçlerde adeta teşvik sunanlarin % 72’si Türk ve sünni

6.Bakkala giderken kafasına gaz fişeği, balkonda oynarken gözüne kurşun, bahçede oynarken ayağına mayın çarpıp ölen çocukların katillerinin yüzde 99’u Türk ve Sünni

7. Seks işçiliği yapan travesti ve transsesküellerle düzenli birlikte olan milletvekillerinin yüzde 3’ü AKP’li, en az %7’si merkez sağ partilerden Türk ve sünni

8. Yasal ve adli önlemleri almayarak, iki yüzlü ahlakları ve hedef gösterici açıklamalarıyla aynı transseksüel vatandaşların ölümüne sebebiyet veren ve göz yumanlarin %89’u Türk ve sünni

9. Rant adina insanlari yerinden yurdundan edenlerin yüzde 93’ü Türk ve Sünni

10. Kayit dişi işçilik, taşeronlaşma, guvencesiz ve ‘esnek çalisma’ kosullari, sendikasizlik sayesinde kukreyisi dort bi yandan duyulan Anadolu aslanlarinin yüzde 94’ü Türk ve sünni

11. Maden ocaklarinda kural disi, guvenliksiz calismaya zorlama nedeniyle can veren iscilerin emegi uzerinden semiren maden sirketi sahiplerinin %89’u Türk ve sünni

12. Cocuk iscilerin siddet ve asagilamayla, guvencesiz çalıştığı terhanelerden zengin olanlarin % 79’u Türk ve Sünni

13. Tarım arazilerini verimsizleştiren, GDO’lu ürünleri soframiza sokan, hayvanciligi olduren, yerli tohumlari yok edip Turkiye’yi tohum tekellerine mahkum edenlerin yüzde 94’ü Türk ve Sünni

14. Ülkede gördüğü her su kaynaginin uzerine HES yapan, termik santral ve nükleer santral için olomadık alavere çeviren, güzelim topraklara siyanürü basanların ve basmaya çalışanları uyarmayanların %81’i Türk ve Sünni

Ayşe Özer: “Bestekar Sokak’a doğru barikatı göreceksin, çöz saçlarını

In Uncategorized on November 25, 2013 at 15:26

Bestekar Sokak’a doğru barikatı göreceksin, çöz saçlarını

İkiz kardeşlerin önce doğmuş olanı olduğundan büyük ağabey olmak durumunda kalmıştır Ankara. Devletin gri yüzünün her yerde kendini gösterdiği, her köşe başında bir Bakanlık binasının, bir devlet kurumunun bulunduğu payitahtta bir kadın göstericiyi peşinden on kişilik bir polis güruhunun kovaladığına tanık olunabilir. Herkesin devlet dairesindeki işini kaybetmekten korktuğu memur kentidir burası. Ara sokakların ve apartman kapılarının güvenilir olmadığı, polisten kaçan göstericinin bulvardan yürümek zorunda kaldığı belki de tek coğrafyadır Ankara. Gözünü ve olmayan siluetini sevdiğimiz şehrin, sokaklarında ancak ilhamın aranabileceği ve mutlaka bulunacağı şehrin yeni yetme devrimcileri şimdilerde o yeni dili hem ağabeylerine, hem de polise öğretmekle meşgul. “Biber gazı oley!” diye bağıran kitlenin üzerinde ne elinizdeki biber gazı, ne cop, ne TOMA ne de alimlerinizin elindeki kavram seti işe yarar. Buradan buyurun, yeni başlayanlar için “çocukça”. Çocukça çünkü, ne istediğini söyleyebilmeyi yeni öğrendiğinden, her şeyi göstererek istemeyi yeni bıraktığından dilek ve temenniler bölümü üçüncü sınıf bir STK’nın genel kurulundaki gibi kafiye olsun diye değil. Dile getirmenin ötesinde dilekleri, umutları fakirin ekmeği olmaktan çıkaran, orta sınıfı araftan çıkaran, halkı halkla buluşturan akıllı çocuklar devrimi bu. Ankara’nın kalbur üstü semtinde yeni adıyla Tomalı Hilmi’de Bestekar Sokağa doğru barikat görebilirsin, sakın şaşırma. Üzerinde memur kılığı olsa da, o barikatı görünce tepesinde yurt müdiresi gibi toplayıp topuz yaptığı saçlarını çözer insan. Artık ölse de gam yer mi? Ahir ömrünün en güzel Haziranıdır bu.

“Bozkırın ortasında bize deniz gözlüğü taktıran tavrına hayran olayım”. Ankara’ya deniz mi geldi? Her yerde “evinizin önünde deniz olacak” reklamları da vardı. Sonunda seçim vaatleri gerçekleşti demek ki, herkesin gözünde deniz gözlüğü. Herkes çapulcu yanığı olmuş, göz çevresinde ve ağız bölgesinde maske ve gözlük izleri. Orta sınıf Bodrum’dan değil, direnmekten geliyor bu kez.

Taşradan üniversite okumak için Ankara’ya gelmiş bir çocuk karşıdan karşıya geçerken bile bir toplumsal hareketin içinde hissedebilir kendini. Hava toprak gibi gebedir, Yüksel Caddesinde sürekli dolaşan biri ertesi gün devrim olacağını sanabilir. “Ay resmen devrim” yazıyor yerde şimdi, direnişin en güzel sloganı. Tam üstüne bastın dostum.

Sakarya Caddesi’ne kıvrılma Yüksel’den çıkışta, müdahale var, artık çiçek değil, gaz kokuyor orası. Kendi hacminden büyük sokaktan dolan, Konur Sokak’tan, hani esnafının göstericiyi polisin elinden aldığı sokak. Çok çeviksin ama sen bu sokağın delisini de velisini de alamazsın. Meşrutiyet Caddesinden karşıya geçersin, üst geçitten geçme, havuzların etrafındaki zincirler yok artık, bulvardan geç. Ben çapulcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim. Belediyenin önündeki fışkiyenin orada toplanacaklar bugün, forum orada. Hanginiz kırdıysanız söyleyin, kızmıycam valla bak.

Trafik kapanmazsa müdahale de olmaz. Olursa da ucube Kızılay AVM binasına sığınılır. Bir AVM ancak içine sığınılabildiğin zaman anlamlıdır ne de olsa. Ethem Sarısülük Parkı’nda ortak sofra varmış, dolmuş duraklarının oradan simit alalım biz de. Oradan da Dikmen’e çıkarız. Ben de bu Dikmenlilerin gazına geldim. “Gardaş, direnmiyek mi la?” İyi geceler Gezi, her nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsan.

 

Enhanced by Zemanta

20 Kasım’da Gazeteci Metin Turan ve Bashar Kadumi için eylem vardı.. by @SYurdam

In Uncategorized on November 24, 2013 at 13:47

View image on Twitter

 

 

Cengiz Aktar: Dostumuz Rusya?

In Uncategorized on November 20, 2013 at 16:37

 Dostumuz Rusya?

 

Ama önce Kürdistan’dan başlayalım. Geçen perşembe İMC televizyonunda Diyarbekir buluşmasının, ne olursa olsun barış inşasını tekrardan konuşturtacak olması bile kâfi demiştim. Pazar Başbakan Bismil’de “tek millet, tek bayrak, tek devlet” diyerek denge arasa da bir eşik daha aşıldı. Erdoğan, Barzani, Şivan Perwer, BDP, AKP gibi beş benzemezin biraraya gelmesi, “Kürdistan” sözcüğünün bir T.C. Başbakanınca telaffuzu, Erdoğan’ın belediye ziyareti ve affın daha başlangıç olduğunu söylemesi azımsanacak şeyler değil. Kürt siyasetiyle müzakere ve barış inşasından başka yol yok.

 

Gelelim konuya. Türkiye – Rusya Üst Düzey İşbirliği Konseyi toplantısı perşembe ve cuma Başbakan’ın Moskova ziyareti münasebetiyle yapılacak. Rusya uzmanı değilim amahükümetin Rus muhipliği epeyidir hayretle izliyorum. 

 

Rusya ile elle tutulur ilişki ticaret. Sanayi ve yatırım daha yavaş. Ticarette ezici pay doğalgazın; toplam gaz ithalatının %60’ı. Turizmin payı da kayda değer. TÜİK’e göre ocak-eylül 2013 arasında 18,4 milyar dolar ile Rusya ithalatımızda birinci, ihracatımızda 5 milyar ile dördüncü. Ticaret hacmi yılda 33-35 milyar dolar seviyesinde. Ticaret dışında ağırlık inşaatta. Türkiyeli firmalar 1988’den bu yana Rusya’da 20 milyar dolarlık 1423 proje gerçekleştirmiş. Rusya’dan Türkiye’ye doğrudan yatırım hacmi ise 2002’den bu yana 2.7 milyar dolar. Şimdi fosil enerji devi Lukoil’in benzin istasyonları ve esas Akkuyu’daki kâbus nükleer santralle faaliyet artacaktır.

 

Bakalım ikili siyasî ilişkilere. Burada işler aksi yönde ilerliyor. Tarihten akıp gelen husumetin farklı biçimlerde ama özünde aynen sürdüğünü görüyoruz. Balkanlar, Kıbrıs, Ortadoğu, İran, Kafkaslar ve Orta Asya’da Rusya ile hiçbir konuda ortaklıktan söz etmek mümkün değil. Kısaca göz atalım.

 

Balkanlarda gizli gizsiz rekabet Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana sürüyor. Bu coğrafyadaki Ortodoks dayanışmasını ve İslavcılığı ciddiye almak gerekiyor.

 

Kıbrıs’ta Rusya çözümden yana değil. Nisan 2004’te yapılan Annan Planı referandumunun olumsuz sonucunun nedenlerini kayda geçiren BM raporunun Güvenlik Konseyi’ne gelmesi hâlâ Rusya tarafından engellendiğini hatırlamak kâfi. 

 

Ortadoğu ve Arap dünyasında Rusya ile Türkiye arasında, önce Libya şimdi Suriye’nin geleceği konusunda derin bir uzlaşmazlık mevcut. Rusya Ortadoğu’da da Türkiye’nin açık rakibi, ortağı değil.

 

Sadece Batı ve İsrail’in değil Türkiye’nin de başını ağrıtan İran’ın atom bombası yapmasında teknik destek Rusya’dan geliyor. Bu stratejik ortaklığı hafife almak mümkün değil.

 

Kafkaslarda Gürcistan savaşından bu yana Rusya hükümranlığını tamamen yeniden tesis etmiş durumda. “Tavşana kaç tazıya tut”, “böl ve yönet” taktiklerini kıyasıya uyguluyor. Azerbaycan ile Ermenistan ve Türkiye ile Ermenistan arasındaki anlaşmazlıklarda belirleyici güç. Çözüm yanlısı değil. Şu açık ki Rusya’nın arkabahçesi Kafkasya’da Türkiye’ye yer yok. Kafkasya’nın Rusya tarafındaki Müslüman topluluklar konusunda iki ülke arasında asırlardır süren husumet ise berdevam.

Orta Asya’da Şanghay İşbirliği Teşkilâtı ile başlayan ilişkinin akıbeti meçhul. Siyasî İslâm’a neredeyse savaş ilân etmiş altı ülkeden oluşan Teşkilât en son Suriye konusunda hükümetin tamamen zıddı bir tavır aldı. 

 

Bunlara rağmen süren muhabbeti izah edebilmek için geriye tek bir nokta kalıyor: Her iki ülkenin içerisi ve dış ilişkilerinde otoriterlik zemininde şekillenen güç politikaları ve bu bağlamda Putin’in Erdoğan’dan önde olması. 
 

Son bir basit soru: Her Türkiyeliden sorumlu Başbakan doğa hakkı tanımaz Rusya hükümetini protesto etmekten iki aydır tutuklu olan 30 Greenpeace aktivistinden biri olan vatandaşı Gizem Akhan ve arkadaşlarının salıverilmelerini talep edebilecek mi?

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor…

Enhanced by Zemanta

Cengiz Aktar: Gençlik mühendisliği… AB’yi sandviçe almak.. “AB yalvaracak” edebiyatı

In Uncategorized on November 15, 2013 at 13:51

Gençlik mühendisliği

Tayyip Erdoğan gençlikten ne istediğini şubat 2012’de bir tören münasebetiyle açıklamıştı: Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın her iktidarın belli hedefleri vardır. O ülkedeki gençlik, insanlar üzerinde hedefleri vardır. Anayasamızın 24. maddesini bunu yazan çizenler açar bir okurlarsa devlete nasıl görev verdiğiniz gayet iyi görürler. Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz? Büyüklerine isyankâr bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Millî manevî değerlerinden kopuk, hiçbir istikameti olmayan, meselesi olmayan bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Biz sizlerle burada anlaşamayız. Beyler önce başınızı öne eğin de hem çağdaş hem dindar bir nesil nasıl yetiştirilirmiş onu bir düşünün. Dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır, farklı düşüncelere de saygılıdır”.

Adını ettiği saygının sınırlarındayız bugün. İkide birde, herkesin özgürlüğü benim teminatım altındadır der ya. Demokratik bir toplumda esas olanın, o kişi ne kadar demokrat olursa olsun, kişisel teminat değil hukukî teminat olduğunun bir kere daha altını çizelim. Teminat, tıpkı hoşgörü gibi arkaik bir davranış biçimi; bazen olur bazen olmaz. Tıpkı bugün olmadığı gibi!

Bu mühendislik hevesine rağmen çalışmaların başarıya ulaşması imkânsız. Buralar özgürlüğün tadına vardı bir kere. O çorbada AKP’nin de bolca tuzu var. Demokratikleşmenin geriye dönüşü yok. Vakit kaybetmesek iyi olacak.

Justice and Development Party Logo Justice and Development Party Logo (Photo credit: Wikipedia)

 

AB’yi sandviçe almak

AKP, Avrupa’nın Avrupakuşkucu şemsiye partisi Avrupa Muhafazakâr ve Reformcu Partiler Birliği’ne üye oldu. Başbakan şimdi bizle kuruldu dese de yapı 2009’dan beri mevcut. Birliğin Avrupa Parlamentosu’ndaki temsilcisi de Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları. Ağustos’ta kurulacağı açıklanan AKP’nin Brüksel bürosu ihtimalen bu işlerle uğraşacak. Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesi eski başkanı AKP milletvekili Mevlût Çavuşoğlu bu büronun başına gelecek herhalde.

Avrupa sağının şemsiye partisi Avrupa Halkları Partisi’nin yıllardır AKP’yi oyaladığı bir vakıa. Avrupalı Hıristiyan Demokratlar AKP’ye gözlemci statüsünden öte bir statü veremedi.   Ancak bunun cevabı AB’ye gayet soğuk duran İngiliz Muhafazakarlarının başını çektiği marjinal oluşum olmamalıydı. Avrupa sağının 2004’lerdeki başat tartışmalarından birisi Türkiye’nin müstakbel üyeliği sonucunda AB’nin batıda İngiltere, doğuda Türkiye olmak üzere siyasî Avrupa’ya soğuk iki büyük ülke tarafından sandviçe alınmasıydı. Umarım AKP  tartışmanın farkındadır.

 

“AB yalvaracak” edebiyatı

Bu defa Avrupa’nın ayağımıza kapanacağı müjdesini Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar verdi. “Ekonomide ve imalat sektöründe Türkiye Avrupa’yı geçti. Avrupa Birliği ya bize yalvaracak ya da mecbur kalacak” demiş.

AB ile karşılaştırıldığında vasıflı eleman ve araştırma-geliştirme konusunda gayet yetersiz olan Türkiye’den böyle sözetmek abes. Esas bağımlı olan burası. Her ne kadar aynı ülkede her maldan üretmek diye bir keyfiyet olmasa da Türkiye’den yapılan her 100 dolarlık ihracatın 62 doları ithal malı. Katma değeri düşük ihraç malına ilâveten eskilerin montaj sanayisi birkaç istisna dışında, sürüyor. Yalnız artık adı montaj değil, çözüm ortaklığı!    

 

BM İklim Zirvesinden müthiş haber

Bayraktar’ı esas ilgilendirmesi gereken Varşova’da süren toplantıda çarşamba Türkiye’nin “günün fosili” olması. Yüzlerce stkdan oluşan İklim Eylem Ağı tarafından takdim edilen ödül müzakereleri tıkayan veya müzakerelerin gerektirdiği şekilde davranmayan ülkelere veriliyor. Türkiye ödülü Durban ve Doha’dan sonra üçüncü defa alıyor. Darısı seneye Lima Zirvesine!

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

Enhanced by Zemanta

Cengiz Aktar: CHP değişmesin! – Mut’a nikâhı – Vahşi doğaya modern Türkiye’de yer yok

In Uncategorized on November 8, 2013 at 14:57

CHP değişmesin! 

Basındaki kayıtsız şartsız iktidar muhipleri CHP’nin mecliste başörtüsü serbestîsi konusundaki duruşunu sevmedi. AKP’den kralcı yazarlar CHP’nin bu kayda değer değişimi karşısında karalar bağlamış vaziyette eski günleri yâd ediyor. Yıllardır donup kalmış bir CHP’nin iktidar için yarattığı muhalefet boşluğu hiç değişmesin der gibiler. Oysa devlet partisi CHP’nin 14 yıl önceki tavrı (Ecevit de bu gelenekten gelirdi) ile bugünkü tavrı arasında kayda değer bir evrim var. Darısı diğer kırmızıçizgilerinin başına!

 

Öte yanda, kalemşorların itirazlarının zamanlamasının iktidarın yatak odaları takıntısına tesadüf etmesi bir başka talihsizlik. 2008’deki üniversitede başörtüsü serbestîsi girişimi karşısında “herkese daha fazla özgürlük” diyenlerin ne kadar isabetli bir yerde durmuş olduklarının karinesi iktidarın o günkü veya bu günkü sınırlı özgürlük anlayışıdır.

 

 
Mut’a nikâhı 

Bekir Bozdağ şöyle buyurmuş “Devletin gençlerini korumak için tedbir alması onların yaşam tarzlarına müdahale olarak asla nitelendirilemez.” Bırakın yetişkin üniversitelilerin böyle bir korumaya ihtiyaçları olmamasını, çocukların dahi haklarını arayan bir dünyadayız. Ama AKP Mars’ta!

 

Cima zannı altındaki aziz Türk gençliği İran’daki uygulamaya yönelir mi dersiniz? Şu kısa süreli ve ücret karşılığı kıyılan mut’a nikâhına. Websitelerinde pek eğlenceli “caiz midir, değil midir” tartışmaları mevcut. T.C.Diyanet’in fetvasını dört gözle bekliyoruz.

 

 

In GATT We Trust 
1993’te Cenevre’deki Japonya Daimî Temsilciliği o zaman adı GATT olan Dünya Ticaret Örgütü’nün bahçesine yanda resmi olan fidanı dikmişti. Altına da iptidaî bir eşseslilik oyunuyla tüccar kimliğine kıvançla gönderme yapmıştı. Geçenlerde başbakan Abe’nin Marmaray açılışında ellerini açarak T.C.Diyanet’in hayır dualarına eşlik etmesi hatırlattı. Âmini herhalde arkadan gelen nükleer santral imzası için demiştir.

 

 

 

 
Vahşi doğaya modern Türkiye’de yer yok 

Son Kafkasya leoparlarından birinin başına geleni duydunuz. 3. Köprü inşaatı için İstanbul’un kuzey ormanlarında tıraşlanan ormanda yaşayan yaban domuzlarının nasıl boğazı geçerek Anadolu yakasına kaçtıklarını okudunuz. Yabanî habitatları altüst eden beton-asfalt uygulamalarının doğal hayatı koruma diye bir endişesi hiç olmadı ve muhtemelen de hiç olmayacak.

 

Türkiye’de yaşayan insanlar yaşam alanlarını devamlı diğer canlıların yaşam alanlarından çalarak genişletiyor. Mecliste bekleyen Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu,kullanmayı korumaya tercih ederek süregelen taarruzu hukuklaştıracak.

 

 
ÇED Kongresi 

Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Yıldız Teknik Üniversitesi ve Türkiye Çevre Koruma Vakfı tarafından düzenlenen ve üç gün sürecek uluslararası ÇED kongresi başlıyor. Program epeyi yüklü http://www.ced2013istanbul.org/Program.pdf Tebliğlere bakınca kongre, hükümet politikasının kurumsal iletişim çalışması gibi duruyor. ÇED sorununa başka gözle bakan akademik ve sivil herhangi bir tebliğ başlığı göremedim. İnşallah yanılıyorumdur. Her hâl ve kârda AB’li ve diğer yabancı uzmanlar memleketteki çevre düşmanı gidişata yönelik bir iki kelâm edeceklerdir.

 

Hatırlatma babında, bakanlığın kendi istatistikleri ÇED maskaralığını mükemmel anlatıyor: Yönetmelik yürürlüğe girdiği 1993’ten 2012’ye dek verilen 42.994 ÇED kararının 39.649’u “ÇED lâzım değildir” diyorwww.csb.gov.tr/db/ced/webicerik/webicerik557.pdf Ayrıca nasıl göstermelik bir iş olduğunu görmek için istatistiğe gerek yok, etrafınıza bakın kâfi.

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

Enhanced by Zemanta

Cengiz Aktar: Ermeni Müslüman

In Uncategorized on November 5, 2013 at 12:03

Ermeni Müslüman

 

Hrant Dink Hrant Dink (Photo credit: Wikipedia)

“Bizim için 2015’in bugünden bir farkı yok, bugün neyse 2015 de bizim için odur. Bu konuyla ilgili korkacak bir şey yok. O gün dile getirilebilecek iddialar bugün de zaten var. Zaten ellerinde bir şey olsa, buyurun kestiğinizin belgesi deyip, önümüze koyarlardı, varsa buyursun getirsinler. Soykırım yapıldığına dair herhangi bir belge yok, olsaydı bunu getirmek için 100 yıl beklemezlerdi. Biz kendimizden, geçmişimizden eminiz, tarihte kötü bir sicilimiz yok. Yahudileri İspanya’dan kurtardık, Anadolu’yu herkese açtık. Tarihimizde utanacağımız bir şeyimiz yok. 2015 denilince insanların aklına Ermeni meselesi değil Çanakkale gelmelidir. Ermeni meselesi de aslında Çanakkale’nin içindedir.
Çanakkale Savaşı olmasaydı yani İngiltere ve Fransa Çanakkale’ye gelmeseydi Ermeni meselesi de olmazdı. Fransa ve İngiltere kilometrelerce uzaktan kalkıp gelip Anadolu’yu işgal etmeye çalışıyor, Çanakkale’ye dayanıyor, yanlarına da Ruslar ile birlikte Ermenileri alıyor, ondan sonra “Bunları niye tehcir ettiniz” diye soruyor. Ermeniler hesap soracaksa gidip onlardan, İngiltere’den, Fransa’dan, Rusya’dan sorsun, bize ne soruyorlar.”
 

İfadeler Türk Tarih Kurumu başkanının Bugün’e verdiği söyleşiden alıntı. 2015’e doğru giderken devlet aklı ve dili işte bu “kalınlıkta” buzullaşmış. Yeni olan, soykırımı, birkaç yıldır ısıtılan Çanakkale öyküsüne bağlama kaygısı. Bu acizlik karşısında toplumdaki arayış bütün cevvaliyetiyle sürüyor. Gerçeği bilmek için…

 

Kılıçartıklarının fısıltıları artık bugün seslendiriliyor. Neydi bu fısıltıyla söylenenler. Neleri fısıldadılar? Acılarını mı? Özlemlerini mi? Kayıplarını mı? Sevdiklerinden nasıl bir vahşetle koparıldıklarını mı fısıldadılar? Yoksa artık olmayan kültürlerini mi? Ve hiç kullanamayacakları dillerini mi? Ya da değiştirmeye zorlanan inançlarını mı? Belki de fısıldayamadılar bile. Gerçek isimleriyle bir daha kimse seslenmedi, seslenemedi onlara… Yeniden sadece var olmak için aslında yok oldular, silindiler, yaşarken öldüler. Şimdi artık damdaki o fısıltılar, güçlü bir haykırışa dönüşüyor.”

 

Bu ifadeler de haftasonu Hrant Dink Vakfı’nın düzenlediği Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan “Müslümanlaştırılmış Ermeniler” konferansı açılışında Rakel Dink’in konuşmasından. Soykırım esnasında canını kurtarmak için edilen ihtidalar ve soykırımda canı bağışlanan kız çocuklarının müslümanlaştırılması sonucunda bugün bu topraklarda ceddi Ermeni olan muhtemelen milyon mertebesinde Müslüman var. İşte, Anadolu’da pekçok insanın haberdar olduğu bu sırrın yakası açılıyor ve bir tabu daha orta yerde konuşulmaya başlanıyor.

 

Taner Akçam’ın tebliğinde altını çizdiği gibi soykırım, bir seferde olup biten bir şey değil. İttihatçı ulus ve nüfus mühendisleri Anadolu’daki Hıristiyan unsurların varlığını müstakbel Türk ulusuna tehdit olarak algılayıp tehcir, katliam ve asimilasyon vasıtasıyla “meseleyi hallederler”. Ya da halledeceklerini sanarlar. Elbet de Ermeni ve diğer Hıristiyan unsurlar mahvedildiler. Soykırımın kültürel boyutu aşikârdır. Betondan, tektip ve homojen bir Türk ulusu da peydahlandı. Ama ne reva görülen eziyetin hafızası silinebildi, ne Anadolu Hıristiyanlarının tarihi, ne de asimilasyona tabi tutulanların kökenleri. Bugün bütün bu hafıza külliyen geri geliyor. Bu süreç beton ulusun dışladığı bütün diğer unsurlar için de geçerli.

 

Müslüman Ermeni”, ulusal anlatılardaki Müslüman=Türk/Kürt ve Ermeni=Hıristiyan eşanlamlılığını da yerle bir ediyor. Sosyolojik anlamda fısıltıdan sese dönüşebilecek bir gerçeği söylüyor. “Donmuş” Ermeniliği bir bakıma renklendiriyor. Rahmetli Hrant 1915’in sadece ölenlerin sayısı üzerinden değil, sağ kalanların yaşadıkları üzerinden de konuşulmasını temenni ederdi hatırlarsanız… Konuşuluyor artık!

 

Bu yazı ilk olarak Taraf’ta yayınlandı. Yazarın izniyle burada da yayınlanıyor. 

Enhanced by Zemanta